aidiyet

Bir yerlere, bir şeylere, birilerine ait olmak isteriz ya da hissederiz. Peki gerçekten ait miyiz?

Aidiyet duygusu

Yaşadığınız şehre, ülkeye hatta kendi evinize yabancılaştığınız zamanlar mutlaka olmuştur.

Böyle anlarda, içinizi kaplayan o kocaman boşluk hissinin beraberinde gelen can sıkıntısıyla ne yapacağınızı şaşırır, nereye ait olduğunuzu bilemezsiniz.

Kalabalıklarda yalnız kalır, tek başına kaldığınızda kendi seslerinizle çoğalırsınız.

 

aidiyet duygusu

Sonra da “Ben kimim?” “Nerden geldim, nereye giderim?” diye söylenmeye başlarsınız.

Elinize aldığınız telefonunuzla, rehberdeki isimlere şöyle bir göz atıp, o anki duygu durumunuzu samimi bularak paylaşabileceğiniz, tek bir isime bile gözleriniz ilişmemişse şayet, bulmak istediklerinizi kendi boşluğunuzda aramaya başlarsınız.

Bu arayışlar, bir yere, bir şeylere, birilerine ait olamamış insanın çaresizliğidir.

Aidiyetsizlik tam da böyle bir şeydir. İnsana, her şeyden elini eteğini çektirten bir ruh halidir.

Hepimiz bir yere, birilerine, bir şeylere ait olmak isteriz. Çünkü kim olduğumuzu ait olduklarımız belirler.

Doğduğumuz şehir, sahip olduğumuz aile, okuduğumuz okul, tuttuğumuz futbol takımı, hep kimliğimizin birer parçasını oluşturur. Ortak geçmişten gelerek, aynı kanı taşıdığımız ve aynı yaşanmışlıkları yaşadığımız insanlar bize bu yüzden iyi gelir; kendilerini yakın hissettirir.

Zamanla, hayatınıza girmesine izin verdikleriniz ve hayatınızdan çıkardıklarınızla bir yeri ya da bir kişiyi ne kadar kendinizle özdeşleştirirseniz, kendinizi onlara bir o kadar ait hisseder, bir o kadar da ait olursunuz.

İnsan doğası gereği sevmek, sevilmek, sahip olmak ve sahiplenilmek ister.

Yeri yurdu belli olsun, tutunacağı dalı olsun ister.

Yaşarken bile, öldükten sonra sahipsiz bir mezarım olur mu acaba?” tasasına düşer, toprağa ait olsun ister.

Hali hazırda, hep bir dikili ağacı bulunsun ister.

 

aidiyet duygusu

Anlaşılmak ve güvende olmak ister.

Koruyup kollanmak, iyi ve kötü gününde onu önemseyenlerle, kendine yakın hissettiği insanlarla bir arada olmayı ister.

Başına “benim” koyabildiğiniz her cümle, aidiyet duygunuzun ve ait olduğunuz şeylerin, insanların, adresidir, listesidir. Çünkü size aittir. Ve bu liste de böyle uzayıp gider.

Aile, insanın kendisini güçlü bağlarla bir yere ait hissettiği ilk yerdir.

Aile yemekleri, gezintileri, toplantıları o yüzden çok önemlidir.  Ailesinden destek alan insanların yaraları ve sıkıntıları daha çabuk iyileşir.

 

aidiyet

Amma velakin bir ailede yaşıyor olmak, ailedeki bütün fertlerin birbirini tanıyor olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir işte çalışıyor olmak da oraya ait olunduğunun göstergesi değildir.

Aynı evde ya da işte yaşanılmasına rağmen, kaç kişi karşısındaki insana bakarak zaman zaman kim bu insan dememiştir ki?

Aidiyet duygusu her şeyden önce insanın hem aklıyla hem de kalbiyle kendini bulunduğu ortama ya da kişiye ait hissetmesiyle başlar.

Sevdiği kişiye, şehre, işe, ülkeye, endişeyle ya da korkuyla değil huzurla bağlanmasıyla oluşur.

Aidiyet bir bakıma bağlanma demektir. Aidiyet bağı için de birlikte zaman geçirmek gerekir.

Evin içinde aile bireyleri birbirleriyle sohbet edemiyorsa, orada bir birliktelikten bahsedemeyiz. Bu durumu, hukuki bir terimle de ifade etmek gerekirse, aile birliği temelinden çoktan sarsılmış demektir.

İnsan, kiminle uzun süreli bir şeyler paylaşırsa, ona kendini daha fazla yakın hisseder.

Aidiyet duygusunun oluşabilmesi için, nelerin ne derece paylaşıldığı çok önemlidir.

Birlikte bir şeyler yapmak, anıları anlatmak, iyi ya da kötü günleri birlikte yaşamak, konuşmak, birbirini anlamak, gönül bağının dolayısıyla da aidiyet bağının kuvvetlenmesine neden olur.

İnsanın doğduğu şehre memleketim demesi, ülkesine vatanım demesi, uzun süreden beri bağlarını koparmamış arkadaşına kırk yıllık arkadaşım demesi, hep yaşanmışlıklar, paylaşılmışlıklar neticesinde oluşmuştur.

aidiyet duygusu

Kendilerini dışlanmış, değersiz ve yalnız hisseden insanlar, kendini hiçbir yere ait hissetmeyen insanlardır..

Böyle hissettikçe de, sanki her an kalkıp gidecekmiş gibi düşündükleri, eğreti hayatları var olur.

“Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum.” diyenler tutunacak dalı olmayan kimselerdir.

Sitemleri, serzenişleri, kendilerini güvende ve mutlu hissedebilecek ortamlarda ve insanlarla olamayışları yüzündendir.

Sahiplenememek, benim diyememek zor iştir.

Hep iki arada bir derede, yapmak ile yapmamak arasında kalınan vahim bir ikilemdir.

İnsan nerede değerli, güvenli ve huzurlu hissediyorsa, kendini oraya ait hisseder.

Sizin neye ya da nereye ait olduğunuzu bilmiyorum.

Bildiğim tek şey, “Benim burada, bu insanlarla ne işim var?” diye sorguladığınız her ana kesinlikle ait değilsiniz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.