altın günü

Altın Günleri

       Altın günleri, telaşelidir ama kadınlar için vazgeçilmezdir. Haftada ya da ayda  bir kişinin evinde toplanılıp, hazırlanan pasta, börek ve kurabiyeler eşliğinde ayın şanslısı seçilmiş ev sahibine altın vermek suretiyle yapılan ev gezmeleridir. Yapılan masraflar, genelde gelen altından fazladır. Ama bunun hiç bir önemi yoktur.
    “Komşular Günü” konseptiyle bir araya gelen kadın iştirakçiler, bir sonraki hafta da, “Site Günü” konseptiyle başka bir evde toplanabilir. Bu çeşitlilik sebebiyle bir bayanın pek çok günü olabildiği için, ayın dört haftasının da farklı konseptlerle dolu olma ihtimali yüksektir.
( Ben bunu annemin günleri için tuttuğu ajandadan biliyorum. Bu iş başlı başına ciddi bir organizasyon olup, kendisi tarafından bütün opsiyonlar düşünülmüştür.)
     Altın Günü stresi, evin içinde birkaç gün önceden başlar. Bir gün öncesi ise stres tavan yapar. Ev kıyı köşe temizlenir; ve bu kıyı köşe temizlikten ailenin diğer fertleri de bir şekilde nasibini alır. Evin içinde gereksiz gezinmeleri, tuvalet banyo trafiği, salona girişleri gerekli olmadıkça yasaktır. Halılar süpürülür, yerler silinir, mobilyaların tozu mutlaka alınır. Özellikle tuvalete ve banyoya keskin bir çamaşır suyu kokusu hakim olur. Ama en güzeli  mutfaktan gelen o enfes kokuların bütün evi sarması olur ki misafirler gidene kadar onlara el sürmek de yoktur. Tarif defterleri çıkartılıp itina ile pasta, börek, kurabiye, salatalar, kısırlar yapılır. Evin yemeğe gark olduğu gün sadece bugündür. Zaten bütün bu yiyeceklerin varlığı, gün olacağı gerçeğinin ispatıdır. Çünkü bir kadının sıradan bir günde bunları yapması neredeyse imkansızdır.
    Zil çalar, kapı açılır. “Buyrun, hoşgeldiniizz. Nerde kaldınız ?” cümlesiyle gün başlamıştır artık. Çantadan ev ayakkabıları/çizmeleri/terlikleri çıkar. Her gelen en şık kıyafetini giymiş, en güzel parfümünü sıkmıştır. Misafirler geldikçe evin önündeki ayakkabılar da birikmeye başlar.
    Şayet evin çocuğu varsa ondan misafirleri karşılayıp el öpmesi beklenir. “Amma da büyümüş, kaçıncı sınıfa geçtin?” gibi sorulara çocuk, annesinin kaş göz işaretinden sonra nazik bir dille cevap vermek zorundadır.
    Karşılıklı “Nasılsınız?” ve hal-hatır soruları bittikten sonra güncel konulardan bahsedilir. Evlilik programları, diziler, bilumum dedikodu konuları masaya yatırılıp enine boyuna tartışılır. Sonrasında ikram faslına geçilir ki, bütün günlerin ortak noktası ve en güzel kısmı tam olarak budur. Tabaklar dizlere oturtulup “Gene çok güzel yapmışsın”, “Ellerine sağlık” “Yemicem diyodum, kıramadım” “Şunun tarifini versene” “Kenarından biraz alayım, ben diyetteyim” şeklinde diyaloglar eşliğinde her şey bir güzel yenilir. Beğenilen ikramların tarifleri alınır. Her günde alınan tarifin, o günün ev sahibinden adını aldığı ismi vardır. Bahriye’nin pastası, Semra’nın böreği gibi..
    Bu günlerde şayet pasta varsa, bunu düzgün kesmek illaki sıkıntılıdır. Neyse ki her günde, bu pastayı eşit bir şekilde dilimleyebilecek biri mutlaka vardır. Çaylar demlenir, içilirken yanında limon da ikram edilmesine itina ile dikkat edilir.
    Genelde herkes hep bir ağızdan konuştuğu için ortamda sürekli bir uğultu hakimdir. Dışardan bakan birinin konuşulanları anlamasına imkan yoktur. Salonun her bir köşesinde farklı bir konu konuşulmasına rağmen herkes konulara ve anlatılanlara bütünüyle hakimdir. Sohbetin ilerleyen kısmında anlatılan komik fıkralar neticesinde, kahkahalar odada yankılanır.
    Bütün bunlar güne yeni dahil olmuş ve bu kadar kadının bir arada olmasına alışkın olmayan biri için, yorucu gelebilir. Ama zamanla O da alışır.
   Güne gelen kadınlardan birinin torunu ya da çocuğu illaki vardır. İlerleyen saatlerde onu uyutmak için yastık verilir ya da oyalanması için oyuncak.
   Komodinin üzerinde hali hazırda bekleyen seccadeler, ikindi namazı içindir.
   Şayet ev sahibi değilseniz bu gün dünyanın en güzel olayıdır. Stressiz bir şekilde akşama kadar elinde bir tabak dolusu yiyecekle çay içmenin keyfine varabilirsiniz.
  Yemek faslından sonra kahveler yapılır. Kahve falı bakmayı bilenler tarafından birkaç fincan yorumlanır. Balık çıktı mı içimiz rahattır. E ne de olsa kısmet artık çok yakınımızdadır.
  Her ne kadar altın günü olarak anılsa da, altındaki fiyat artışı, $-£ artışı gibi ekonomik şartlar nedeniyle bu keyifli gün ismini artık Türk Lirası’na bırakmıştır.
   Bazen acil paraya ihtiyacı olan bir bayanın “Önümüzdeki ay, günü ben alayım.” talebine, karşı tarafın olumsuz cevabı nedeniyle taraflar arasında kısa süreli bir gerginlik yaşansa da bu kriz de bir şekilde tatlıya bağlanır.
   Ama her şey bir yana bu günler kadınların sosyalleşme aktivitesidir. Bir nevi terapi niteliğindedir. Kadınların kendini en iyi ifade etme platformudur.
   Kadın süslenir, giyinir, güzelleşir ve var olduğunu hisseder. Kendisinin de mensup olduğu bir ortamda kendisini rahat bir biçimde ifade eder. Evine yenilenmiş olarak döner.
   Bununla birlikte bu günler uzun yıllar süregelecek olan tanışıklıklara da vesile olur. Gelin-kaynana sorunları, kısmet işleri, işsizlik gibi sorunlar bütün detaylarıyla masaya yatırılır. Sağlık sorunlarına burada deva bulunur. “Benden daha kötüleri de varmış. Çok şükür halime” diyerek kişi kendine eşsiz bir rehabilitasyon imkanı sağlar.
   Bir altının, haftalar boyu dönüp durması nedeniyle bu günlerin aileye maddi olarak pek bir katkısı yoktur.
   Günden geriye kalansa hatırı sayılır birkaç pasta, börek ve kısırdır.

 

Altın Günleri” üzerine 8 yorum

  1. Bilgecim çok güzel anlatmışsın .Napalım bizde öyle stres atıyoruz. Gün arifesi. Temizlikdi mamaydı zor olsada yinede güzel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.