buzdagi (1)

Bakmak ve görmek arasındaki farkı biliyor musunuz?

Bakmak ve görmek

Yanlış hatırlamıyorsam, ilkokul 3. ya da 4. Sınıftaydım.

Görmenin ve bakmanın farklı şeyler olduğunu anlatan “Bakmak ve Görmek” başlıklı bir okuma parçası vardı Türkçe kitabında.

Bir şeyi görebilmek için sadece bakmanın yeterli olmadığından, örneğin her gün önünden geçtiğimiz dükkanların isimlerini ya da özelliklerini bilemiyor olmamızın da bu yüzden doğal olduğundan bahsediyordu.

Parçanın en sonunda da “Okuduğunuzu anladınız mı?” başlıklı soru kısmı vardı ki, büyük ihtimalle konu iyice pekişsin, belleklere yer etsin diye okuyucuların sorulara açık uçlu cevaplar vererek, konuya dahil olması bekleniyordu.

Hala hatırlıyor olduğuma göre, bu ince ayrım benim de belleğimde epey yer etmiş. Belki de bu yüzden önceliklerim hep değişmiş.

Aslında, günlük hayatta farkında olmadan fazlasıyla haşır neşiriz bu iki kavramla. Kendimizce deyimler bile türetiyoruz hatta. En çok da “Gözün kör mü?” diyoruz mesela.

Birinden bir şeyi getirmesini isteyip, onca izaha rağmen hala o şeyi bulamadığını söylediğinde, bir hışımla yerimizden kalkıp, “E, gözün kör mü burada ya, işte!” diye sinirli sinirli söylendiğimiz çok olmuştur.

Kafamız dalgınsa, elbette bu lafı, bize de söyleyen, bizi “Bakar kör” olarak itham eden de olmuştur.

Bazen, birine bir şey anlatırken, karşımızdakinin boş bakan gözlerine ve yüzündeki manasız ifadeye sinirlenip, ister istemez içimizden, “Ne bakıyorsun öyle, bön bön?” ya da “aval aval” demekle yetiniriz.

Görebilmek, insanların kişilik özelliklerine, kültür seviyesine hatta o an ki psikolojik durumuna göre değişir.

Aynı resimde biri, sadece bir insan resmi görebilirken, diğeri insanın gözlerinden ya da yüzündeki kırışıklıklardan yaşadıklarını, hayallerini, ya da geçmişini görebilir.

 

gormek

Her gören bakar ama her bakan göremez ne yazık ki..

Görmek, incelik ister çünkü.

Bakmak, sadece gözle olur.

Ama görmek, aklın ve gönlün göze düşmesiyle olur.

Mevlana, “Dünya gözü ile bakan yüzü, gönül yüzü ile bakan özü görür.” derken tam da bundan bahsetmiştir.

Zaten Tasavvufta geçen, “hakikati görmek” terimi de, gönül gözüyle görmek olarak ifade edilmiştir.

gonul gozu

Bazen burnumuzun dibindekini göremeyiz. Çünkü, kafamızın içindeki endişelerin, soruların hepsi birleşip gözümüzün önüne bir perde gibi iner ve ne yazık ki var olan gerçeği görmeyi engeller.

Görmek, en çok da fark edebilmek demektir.

 

bakmak

Peki ya, siz neleri görüyorsunuz?

Mesela, okula gitmek istemiyorum deyince, çocuğunuzun içindeki okuldan kaytarma isteğini mi yoksa çocuğunuzun okulunda bir şeylerin ters gittiği hissini mi?

İyiyim demesine rağmen, canının sıkkın olduğunu fark ettiğiniz bir arkadaşınızın sizce gereksiz olduğunu düşündüğünüz kaprisini mi, yoksa size eskisi kadar güvenmediği, her şeyini paylaşmak istemediği gerçeğini mi?

Pek konuşmayan birinin mutsuz halini mi, yoksa kırgın kalbini mi?

Herkese gülücükler dağıtan birinin ‘samimi’ yüzünü mü, yoksa asıl karakterini mi?

Şimdiye kadar gördükleriniz, bir buz dağı mı yoksa arkası mı?

Görünen mi? Görünmeyen mi?

İçi mi? Dışı mı?

Kısacası, görüyor musunuz? Bakıyor musunuz?

Yoksa farkında olmadan bakıp da göremeyenlerden mi oldunuz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.