başrol

Herkes kendi hayatının başrol oyuncusudur.

Başrol

Bir filmi seyrettiğinizde, kendi hayatınızın da filmlere konu olacak kadar dolu olduğunu düşünerek “Anlatsam roman olur.” dediğiniz zamanlar mutlaka olmuştur.

Aslında doğrudur. Çünkü, bir bakıma herkes kendi hayatının başrol oyuncusudur.

Doğumla birlikte başlayan senaryoda, size verilmiş bir rol mutlaka vardır. Filmin konusu, mekanı, ışıkları, ana karakterleri bellidir. Senaryo ilerledikçe de, yeni karakterler ve mekanlar bu serüvene dahil olur.

Oynadığınız rolde başarılı olmak, ya da olmamak tamamen sizin elinizdedir.

Müthiş bir performans sergileyerek, başrol oyuncusu olabileceğiniz gibi, iyi oynamaktan vazgeçip, figüran olarak kalmayı da tercih edebilirsiniz.

Ne olmak istediğiniz, tamamen sizin seçimlerinize bağlıdır yani. Mutsuz bir anneyi ya da aksi bir adamı, idealist bir öğretmen veya azimli bir yönetici olmayı seçtiyseniz, filmin sonuna kadar aynı kişiyi oynayacağınız kesindir.

Tekrar tekrar okumanıza rağmen, hala hangi rolde olduğunuzu ya da ne yapacağınızı tam olarak anlayamadığınız durumlarda ise, filmin bir an önce bitmesini beklersiniz.

Çünkü artık her günün, bir önceki günün aynısı olduğunu ezbere bildiğiniz tekdüze, heyecansız bir karaktere dönmüşsünüzdür.

 

oscarlı oyuncular

Lakin, Oscarlı oyunculara taş çıkartacak kadar muhteşem bir performans sergiler, bir de önünüze çıkan fırsatları doğru bir şekilde değerlendirirseniz, senaryonun akışı da bir anda değişir.

Böylece bir bakmışsınız ki, küçük bir işyeri çalışanıyken, holding sahibi bir işverene dönüşüvermişsiniz. Seçimleriniz yanlış olduğunda ise, her şeye sahipken bir anda meteliğe kuruş atan bir insan da olabilirsiniz.

Peki o halde nedir bizi kurbağa iken, prense dönüştüren ya da kurbağa olarak kalmaya devam ettiren?

 

kurbağa prens

Hayran kitlesine sahip tanınmış birine, ya da meçhule dönüştüren?

Cevabı ise yine biziz. Bizim kişiliğimiz.

Doğuştan gelen özellikler ve toplumun yönlendirmeleri sonucu oluşmuş kişiliğimiz, her gün üzerimize giydiğimiz bir elbise gibidir. Yıllardan beri süregelen bir tarzımız vardır ve onu da kolay kolay değiştirmek pek mümkün değildir.

Bazılarımız bu hayatta kendini yalnız, incitilmiş, diğer insanlar tarafından sürekli mağdur edilmiş, geleceği ellerinden çalınmış gibi hisseder. Bu olumsuzluklar yüzünden de çoğu zaman kendini, acıların insanı olarak ilan ederler. Mutsuzluklarının ya da başarısızlıklarının nedeni olarak da, hayatın onlara acımasız davranmış olmasını gösterirler.

Bu hayatta kendilerini adeta bir kurban olarak görürler.

Bazılarımız da kararlı, mücadeleci, güçlü, özgüvenli, disiplinli olarak, adaletli davranarak ve her zaman zayıfın yanında olmayı tercih ederek bir nevi kahraman gibi görürler kendilerini.

Fedakar, özverili, cesur, zeki, hayalci, otoriter, otoriteye boyun eğen, özgürlüğüne düşkün, herkesi memnun etmeye çalışan, masum, karizmatik, hırslı, diye tabir edebileceğimiz o kadar fazla ve farklı kişilikler ve dolayısıyla insanlar vardır ki..

Aslolan bütün insanlarda bu kişilik özelliklerinin olmasıdır. Ama bunlardan bir tanesi insanda daha fazla baskındır. Ve bizi de biz yapan, işte bu baskın yanımızdır.

Sık sık, “Tekrar başa dönsem, daha farklı biri olurdum.” desek de, şu an bulunduğumuz konuma bizi, tercihlerimizin ve kararlarımızın getirdiğini de içten içe aslında iyi biliriz.

İnsan doğduğu andan itibaren ayrı bir kişiliktir. Kendi kararlarını kendisi verebildiği gibi, kararlarının arkasında da durabilmelidir.

İnsan, kendi kişiliğine, mizacına dolayısıyla da kimliğine uygun olmayan işte çalıştığında, arkadaşlara sahip olduğunda, bir muhitte oturduğunda ya da biriyle evlendiğinde, ister istemez hem kendi içinde hem de karşısındakiyle çatışma yaşayacak, bu da kendi oynadığı filmin dramatikleşmesine neden olacaktır.

Kişilik erken yaşlarda oturup, aile tarafından da doğru bir şekilde yönlendirildiğinde, insan hayatından memnun olur.

Doğduğuna pişman değil, mutlu olur.

Filmini hem yazan, hem oynayan hem de yöneten olur.

 

 

film-senaryo

Senaryo bitmeden, bize hezimet veren kişilik kalıplarımızdan kurtulmak hala mümkün olabilir o halde.

Öyle ya, şimdi kendi filmimizde hem de başrolde bir kahramanı oynuyor olsak ve biz yavaş çekimde yürürken, alttan da coşkulu bir zafer şarkısı çalsa, fena mı olurdu?

Peki ya hiç düşündünüz mü, sizin şimdiye kadar bu hayatta oynadığınız karakter, kurban mı yoksa kahraman mı oldu?

Herkes kendi hayatının başrol oyuncusudur.” üzerine 2 yorum

  1. Ben kurban olmamak için sürekli gardını alan bir insan oldum sanırım. Bu sayede çoğu figüran çekindi belki ama kötü karekterler her şekilde yapacyapacağını yaptı. Buna engel olmak zor ve yorucu.

    1. Ben de yaşım ilerledikçe öğrenebildim bazı şeyleri. Hala kahraman olabilmiş değilim ama eskisi gibi artık kurban da değilim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.