kara cuma

Kara Cuma

Son günlerde sık duyduğumuz bir kelime olan ‘Kara Cuma’ , ya da yabancıların tabiriyle ‘Black Friday’ zannımca ‘Alın verin ekonomiye can verin’ mantığı ile yola çıkılmış bir akım. Malum yeni yıl da yaklaştı ya, bu ‘Kara Cuma’ların ardı arkası gelmez artık. 
Aslında her şey, aldığımız şeye ihtiyacımızın olduğuna kendimizi inandırmamızla başlar. Ürüne dokunur dokunmaz, o anda karar vermişizdir onu alacağımıza. “ Hımm…gayet güzel ,fiyatı da iyi” gibi düşünce baloncuklarıyla da destekleriz bu fikrimizi. Kredi kartına da taksit oldu mu ,oh ne ala.. Hoop aldık bile, poşet elimizde.
Eminim, etiketi bile kopmayan, paketinden bile çıkmayan, giyilmeyi bekleyen, sürekli istif ettiğimiz bir sürü eşyamız vardır dolaplarımızda..
        Şayet aldığımız şeye ihtiyacımız  yoksa, içten içe suçluluk duymaya başlarız sonrasında. Çaktırmadan gizleriz. Sadece biz bilelim isteriz. Nasıl olsa zamanı gelince ortaya çıkacaktır. Şimdiden ortalığı velveleye vermenin alemi yoktur. İleri görüşlüyüzdür. Öyle ki, ihtiyacımız olmasa bile, daha sonra lazım olur diyerek yazın kışlık eşya , kışın da yazlık eşya alırız. En küçük bir market alışverişinde bile, alacağımız şey dışında alakasız pek çok şeyi alıp da eve gelmişliğimiz çok olmuştur.
         Bizim alışverişe olan bu merakımız tarih öncesinden, henüz toplayıcı olduğumuz dönemlerden geliyormuş meğer. O zamanlarda da, en iyi yiyeceği bulmak için bir oraya bir buraya gidip, her yeri didik didik edermişiz. Dolayısıyla, alışverişte harcadığımız o  bitmek tükenmek bilmeyen zamanlarımız, hep o zamanki uzun arayışlarımız yüzündenmiş. Ne yapalım? Genlerimizde varmış yani.
 Araştırmalarda kadınların elbise, kozmetik eşya ve mücevhere, erkeklerin ise elektronik eşyalara karşı ilgi duyduğu tespit edilmiş. Doğru valla hangi kadın Mango,Zara,HM ‘de %50 indirim haberini alır da gitmez?  Ya bir gün sonra çıkacak telefon için elektronik marketlerin önünde geceden nöbet tutmaya başlayan erkeklere ne demeli?  Son modayı takip edeceğim, o telefona herkesten önce ben sahip olacağım diye sabahlamak ne kadar mantıklı acaba?  Evdeki hesabı çarşısına uymaz ama illaki alır onu. Derler ya hani “Ayranı yok içmeye” diye, işte onunki o hesaptandır.
  Ya nedensiz yere aldıklarımız. Aklıma çocukken izlediğim bir reklam geldi. Sanırım Ayşegül Atik oynuyordu . Ucuz olduğu için araba lastiği almış, onu da boynundan geçirip o halde akşama kadar eşini beklemişti. Lastiği ne yapsın kadın,ama almış olmak için almış işte..
  Toplum olarak depresyonda olduğumuz için kendimizi alışverişe veriyoruz  sanırım. Gidin bakın, hafta sonları alışveriş merkezleri tıklım tıklım.. Bir süre sonra bir tutku, dahası bağımlılık haline geliyor herhalde bu alma eylemi. Hele o kadınların marka takıntısı.. 20.000 liraya çanta alan kadın duydum ben!
 En iyisi, biz bu “Kara Cuma”lara pek itibar etmeyelim. Eminim alacağımız şeye muadil pek çok şey vardır elimizde. -Ne kirli çıkıyızdır biz!-   Zaten $ almış başını gitmiş, Türk Lirası değer kaybetmiş, benzine, elektriğe,doğalgaza,suya zam gelmiş.. 
 Hal böyleyken bu aralar alışveriş tutkumuza biraz teğet geçsek iyi olacak galiba.
          Sevgimle..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.