kuşak farklılığı

Kuşak Farkı

Kuşak çatışması kaçınılmazmış..

Kızımla aramda kuşak çatışması olmaz diyordum. Ama oluyormuş. Yavaş yavaş başladık biz de.

Bir kere herşeyden önce, müzik zevklerimiz çatışıyor. O arabadayken, yabancı müzik çalan radyoları dinlemekten başka alternatifim yok. Bütün şarkıları da biliyor bu arada. Her ne kadar benim dinlediğim türkülere burun kıvırıp “Bu ne be!” dese de, benim de onun dinlediği, o hızlı pop-rap karışımı şarkıları pek sevdiğim söylenemez açıkçası.

Önceleri sinir olduğum, ama zamanla alıştığım TMM’ var bir de. Ne demek olduğunu biliyor musunuz? Tamam demekmiş. Tamamın kısaltılmışı, sanal dünyada kullanılış hali oluyormuş bu üç harf.

Biliyorum bu daha başlangıç seviyesi, ama zamanla bu işin hangi seviyelere kadar çıkabileceğini düşündükçe, hep böyle küçük kalsa daha mı iyi olurdu acaba?  diye düşünmeden de edemiyorum.

Kuşak çatışması, kaçınılmazmış demek. Eskilerin, dünde kalanları ısrarla  yaşatmaya ve onlara sıkı sıkı bağlı kalmaya gönüllü hevesleri olduğu müddetçe de bu böyle devam edeceğe benziyor.

 ‘O, öyle olur! Bunun başka yolu yok’ diye kestirilip atılan kesin hükümleri esnetmedikçe, mesafeler de kendiliğinden oluşuyor galiba.

Biz de hep şikayet etmedik mi? Bizi anlamadıklarından, hep dert yakınmadık mı? Hatta “Onlar böyle düşünüyor, bunu yapıyor ama ben asla böyle biri olmayacağım.” diye kendi kendimize söz vermedik mi?

Bence, onların o zaman farkına varamadıkları şey, bir şekilde kendilerini değişime kapattıktan sonra oluşan düzende, artık bambaşka bir dünyanın var olduğu gerçeğini hep göz ardı etmeleriydi. Halbuki biz, onların ezbere bildiği kurallara göre değil de, o zamanki hayata göre yaşamak istemiştik.

Onlar, bizim dünyamıza girmeyi, tam olarak başaramadıkları gibi, kapılarımızı da sadece aralamayı tercih ettiler. Aralanan kapıdan ise, yine kendilerine uyan benzer şeyleri çekip almayı tercih ettiler. O yüzden de birbirimizi tam olarak anlayamadık.. 

 Ceza’nın şarkısı gibi “Seninle benim aramda koca bir fark var .” dedik hep birbirimize..

 Bizden sonrakileri anlamaya gayret göstereceğimize, biz de işte tam da o zaman karar verdik.

 Bu kaçınılamayan kuşak farklılıklarını literatür de, XYZ diye sınıflandırmış.

kuşak çatışması-xyz

1965-1979 arası doğanlar X kuşağı adını almış. Bu tarih aralığında doğanların, kurallara önem veren, disiplinli, çalışkan ve sabırlı olduğu kanısına varılmış. Merdaneli çamaşır makinesi, teyp, kaset görmüş bir nesil olan X kuşağının, teknolojiye alışmaları da biraz zaman almış.

y kuşağı

1980-1999 arası doğanlar Y Kuşağı olarak adlandırılmış. Y kuşağı için bağımsızlıkları ve özgürlükleri çok önemliymiş. İş hayatlarında da, esnek çalışma saatlerini tercih ediyorlarmış. Hatta çoğu özel şirkette, artık Cumartesi günlerinin çalışılmıyor olması tamamen Y kuşağının başarısıymış. Şirketler, onları elde tutabilmek için böyle bir düzenlemeye gitmişler. Çünkü Y kuşağına göre önemli olan, iş saatinden çok işe odaklanmakmış. (Ben de tamamen aynı görüşteyim.) Bununla birlikte bu nesil, bir an önce yönetici olmayı ya da kendi işlerini kurmayı istiyor, iş hayatını ise sadece rahat para harcamak için bir araç olarak görüyorlarmış. Sosyal medyaya ve sosyal gruplara aktif olarak katılımı önemli buluyorlarmış. En büyük handikapları ise, gelecekle ilgili büyük endişelerinin olması, bunun beraberinde gelen tatminsizlikle birlikte, onları neyin mutlu edeceğini tam olarak bilememe duygusuymuş.

Ykuşağı

 

2000 yılı ve sonrası doğanlar Z kuşağı olarak adlandırılmış. İnternetle doğdukları için, onlara internet çağı çocukları demek daha doğru olur herhalde. Çünkü onlar oyuncak yerine, tabletlerle oynadılar.

z kuşağı-

 

Haliyle de  akıllı telefonlar, ipadler, tablet bilgisayarlar onların olmazsa olmazları oldu. Doğaları gereği teknolojiyi seviyorlar. Bu teknolojinin onlara bir getirisi de varmış aslında. Aynı anda birden fazla işle uğraşabilir, ve de pek çok şeye hakim olabilirlermiş. Ama ne yazık ki, her şeyi çok çabuk tüketen ve hiçbirşeyden tatmin olmayan doyumsuz bir nesil geliyormuş.

Bu durumda, literatüre göre ben Y, kızım da Z kuşağı oluyor. Öncelikle işe, bu farkı anlamakla başlasam daha iyi olacak herhalde.

“Değişmeyen tek şey, değişimdir” demiş Herakleitos. Ne güzel de demiş..

Ben, her ne kadar geri kalmayı istemeyip, arayı kapatmak için çabalasam da biliyorum ki, değişime ayak uydurmaya zorluk çektikçe, açık ara farkla geride kalacağım. Köşeye sıkışınca da ne yazıkki ben de “Bizim zamanımızda böyle miydi!”  diyerek kendimi haklı çıkarmaya, doğru olanın yalnızca benim yaptığım ya da düşündüğüm şeylerin olduğunu ispat etmeye çalışacağım.

Tarih tekerrürden ibaretse şayet, yaşlanınca da artık ne Y kuşağı anlayacağım, ne de Z herhalde..

Peki ya siz?  Siz, hangi nesilsiniz bu üç bilinmeyenli denklemde?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.