cep telefonu

Nomofobi

Telefon Bağımlılığı

Hadi bakalım şimdi kendimize bir süre tutalım. 15 dakika olsun mesela.

Tuttuğumuz bu süre boyunca da, telefonumuza hiç bakmayacağız ama.

Kulağa bile zor geliyor, olmuyor değil mi?

Nedenini bilemiyoruz ama, ellerimiz sürekli telefonumuza gidiyor.

‘Mesaj mı geldi?’, ‘Mail mi geldi?’, ‘Bildirim mi geldi?’ diye sürekli kontrol etme ihtiyacı duyuyoruz. Hiçbir şey olmasa, ‘Arayan var mı?’ diye merak edip, telefonun ışığını bir yakıp kapatıyoruz. Sonrasında rahatlıyoruz.

Günümüzün çoğu hep bu şekilde, telefonumuzu yoklayarak geçiyor işte.

Çoğumuzun yaşadığı bu halet-i ruhiyeler, nomofobi (no-mobile-phone/telefonsuz kalma korkusu) adı verilen ciddi bir rahatsızlıkmış aslında.

Hemen, ‘Ben öyle değilimdir!’ demeyin..

Sayet, sabah kalkar kalkmaz, elinizi yüzünüzü yıkamadan, önce telefonunuza bakıp, şarjınızı kontrol ediyorsanız,

Dışarıya çıkmadan, önce cüzdanınızı, sonra telefonunuzu yokluyorsanız,

Yolculuğa çıkacaksanız en başta şarj cihazını alıp almadığınızı kendinize defalarca soruyor, o da yetmeyip bir de gidip kontrol ediyorsanız,

Restoran ya da otel tercihlerinizi wi-fi şifresinin olup olmamasına göre yapıyorsanız,

Telefonunuz gözünüzün önündeyse ne ala, ama yakınlarda olmadığı zaman kendinizi huzursuz hissediyorsanız,

Elinizi cebinize attığınızda ya da çantanızı yokladığınızda telefonunuzu bulamayınca aniden çılgına dönüyorsanız,

Telefonunuzu kaybetme düşüncesi, sık sık beyninizi yokluyor ve bu yüzden de sürekli ona dokunma ihtiyacı duyuyorsanız,

Şarj yüzdesinin düşüklüğü özelikle de daha gün ortasındaysanız, sizi strese sokuyor, bütün günü telefon kapanır mı acaba endişesi ile yaşayıp, şarjınız %100 iken kendinizi bomba gibi hissediyorsanız,

Telefonunuzu hiç kapatmadan yaşıyorsanız,

Üzgünüm ama siz de bir nomofobi hastasısınız. Eğer hepsini değil de bir kısmını yaşıyorsanız da nomofobi adayısınız. Çünkü belirtileri bunlarmış.  

Artık vücudumuzun adeta mütemmim cüzü haline gelmiş cep telefonumuzun varlığını, her geçen gün daha fazla önemsiyoruz..

Otobüste, metroda, evde, işte, herkesin kafası öne eğik, aynı pozisyonda saatlerce, parmaklar bir aşağı bir yukarı gitmekte.

telefon bağımlılığı

E, üstümüze de yok hani, iyi günde ve kötü günde birbirimize manalı emolojiler göndermekte.

Whatsapp mesajlarımızın biri gidip diğeri gelmekte..

Hep iletişim halinde kalalım, çevrimiçi olalım istiyoruz. ‘Yazıyor’ ibaresi  gördüğümüzde ise mutlu oluyoruz..

Kısacası, artık cep telefonsuz bir hayat düşünemiyoruz.

Çünkü her şeyimiz, neredeyse tüm yaşamımız onun içinde. Anılar, resimler, haberler, alışverişler, havadisler, işler-güçler….

Öyle ki, en basit şeyleri dahi telefonumuz olmadan yapamaz hale geldik. Telefonumuz aynı zamanda bizim yerimize düşünür ve hatırlar oldu her şeyi. Bu da, sık sık yaşadığımız hafıza sorunlarının ve konsantrasyon eksikliğinin en büyük nedeni herhalde..

E, kaçımız ailemizden en az 5 kişinin telefonunu ezbere biliyoruz ki..

Ya da doğum günleri mesela, sağolsun Facebook hatırlatmasa kaç kişinin doğum günü tarihi hafızanızda?

Akıllı telefonlar ve teknoloji, bilgiye en kolay yoldan ulaşmanın da adı oldu aynı zamanda.

telefon bağımlılığı

Hatırlıyorum da, onlar olmadan önce merak ettiklerimizi öğrenmek, ya da yapmak zorunda olduğumuz ödevler için uzun uzadıya kupon biriktiripte aldığımız Meydan Larousse, Gelişim Hachette gibi ansiklopediler vardı. Sorduğumuz sorunun ya da merak ettiğimiz konunun cevabını, her biri alfabetik sıraya göre dizilmiş o kalın kitaplardan bulmaya çalışırdık.

Simdi ‘Google google söyle bana, bunun cevabı nedir?’ diye sorup enter tuşuna bastığımızda, sayfalarca bilgi anında gözümüzün önünde…

Haliyle, ‘Eskiden bu akıllı telefonlar ve internet olmadan nasıl yaşıyormuşuz ki biz? diye de insan soramadan edemiyor kendine..

O zamanlar, öyle herkese anında ulaşmak ya da herkesin ne yaptığını bilmek mümkün değildi ki..

Uzun süre görmediğimiz arkadaşlarımızı, akrabalarımızı sadece en son gördüğümüz halleriyle hatırlardık. Gördüğümüzde de ‘Oo.. baya yaşlanmışsın.’ ya da ‘Hiç değişmemişsin.’ diye fikrimizi belirtirdik. Şimdi neredeyse birbirimizin yaptığı, hatta yediği her şeyden bile haberdar olduğumuz yadsınamaz bir gerçek..

Bir yerde oturup bir araya gelsek bile, ne birbirimizin yüzüne doğru dürüst bakıyoruz ne de konuşabiliyoruz. Bir araya gelmenin amacı, ne yazık ki toplu fotoğraf çekip de sosyal medyada beğeni almayı beklemekten öteye gidemiyor artık.

 

telefon bagimliligi.

 

Telefonumuz yanımızdaysa, huzurluyuz. Ona baktıkça mutlu oluruz.

Bir defa elimize aldık mı, önce Instagram’dan başlarız eşi, dostu, akrabayı, arkadaşı görmeye. Sonrasında Twitter’ a şöyle bir göz atıp, doğruca Facebook’a geçeriz. O sırada Whatsapp’a gelen mesaja cevap vermemiz icap eder ki, bu esnada uzayan muhabbetle saatler geçer farkına bile varamayız.

Bunları yaparken bir de bakarız ki, Facebook’da akış yenilenmiştir. Bildirimler üst üste gelmiştir. “Bir şey mi kaçırdım acaba?” diye endişelerle bir yerde kesemediğimiz müddetçe de, bu döngüde hep tekrar tekrar başa döneriz.

Cep telefonumuz kaybolunca ya da bozulunca kendimizi dünyadan tamamen kopuk ve huzursuz hissetmemizin asıl sebebi de, işte bu duygu.

Bu cep telefonu iyi oldu hoş oldu, uzaklarımız da yakın oldu.

Ama ne bileyim, yakınlarımız…

Onlar, onlar sanki daha mı uzak oldu?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.