önyargı

Önyargı

Hiçbirşey göründüğü gibi değildir..

3 saniye..

Sadece 3 saniye yetiyormuş, ilk gördüğümüz birinin nasıl bir insan olduğuna karar vermemize.

İnsanlar birbirlerini tanımadan önce, önyargılarıyla tanışmış oluyor o halde.

İlk tanışmamızda, karşımızdaki insanı önce baştan aşağı bir süzüp, dış görünüşüne bakarız. Sonrasında ise kılığına kıyafetine, saçına başına, yüzüne gözüne bakarız. Kendi kıstaslarımıza uyuyorsa ne ala, ama uymazsa hemen bir etiket yapıştırıveririz. “Bu kesin böyle biridir!” diye.. Kafamızda oluşturduğumuz bu şablonu karşımızdaki konuştukça; ses tonuyla, okuduğu okul ve doğduğu şehir gibi öğrendiğimiz kişisel verilerle de destekleriz.

Artık, onun nasıl biri olduğu hakkında kararımızı vermişizdir.

İşte, bu önyargının ta kendisidir.

Artık o aşamadan sonra, karşımızdaki insana bütün kapıları ya kapatır, ya da açarız. Önyargımızın seyrine göre karşımızdakiyle ya pek fazla  muhatap olmak istemeyiz, ya da konuşmak için sudan bahaneler bile buluruz.

İş hayatına girdikten sonra, aynı şehirde doğmuş olmanın diğer insanlar için son derece önemli olduğunu fark ettim ben de.

“Oooo hemşerim.. Sen de mi oralısın? Deseydin ya önceden..”

“..Oralıymış zaten .O şehirden adam mı çıkar be! Oranın insanı hep öyle oluyor zaten…”  cümlelerinden sonra işlerin zorlaştığını ya da kolaylaştığına bizzat şahit oldum..

Aynı şehirde doğmuş insanların, diğerlerine karşı fazlasıyla önyargılı yaklaştığını gördüm. Bir zamandan sonra benim de gözlerim kendi hemşehrilerimi aramaya başladı. Öyle ya, bu mantığa göre benim de sadece onları sevmem lazımdı. Onların da beni. Birinden medet ummam gerekirse, bu onlardan başka kimse olamaz diye düşünüyordum kendimce. Ama  zaman beni yine haksız çıkarmayı başardı. Ben de bu düşüncelerimden, edindiğim birkaç tecrübeden sonra vazgeçtim en nihayetinde.

Maalesef, istisnasız her birimiz önyargılarla yaşıyoruz.

Önyargı, ya biz de oluyor ya da karşımızdakinde..

Kolaya kaçıp, bir insanı anlamaya çalışmak ya da bir olayın nedenlerini araştırmak yerine hemen peşin hükümlerle kestirip atmayı tercih ediyoruz.

Bazen, daha önce hiç yemediğimiz bir şeye ,“Yok! hayatta yemem ben onu.”  ya da, daha önce hiç giymediğimiz bir kıyafet için, “ Yakışmaz ki o bana!” diyerek buluyoruz kendimizi.

Bu peşin hükümlerimiz; yaşadıklarımız, yetiştiriliş tarzımız, yaşadığımız toplum, okuduklarımız ve duyduklarımız yüzünden biz farkında olmadan bilinçaltımızda birikmiştir aslında.

Hiçbir fikrimiz olmamasına rağmen, benzer konularda kesin bilgiye sahip olduğumuzu düşünmemiz de bu yüzdendir.

Çocukluğumuzdan itibaren, anne- babamızın “Sunu yapma!”, “Ona dokunma!”, “Bu yanlış!”  gibi kesin yargıları bilinçaltımıza kodlanmaya başlar. Bu yüzden karşılaştığımız her durumun sadece küçük bir parçasına odaklandığımız için, kendimizi de resmin tamamını görmekten mahrum bırakırız.

Aslında bir baksak, bir sorsak kendimize..

Bir koysak kendimizi onun yerine.

Bir bakabilsek onun penceresinden de.

Bir anlayabilsek, kimseyi yargılayacak ya da kınayacak kadar mükemmel olmadığımızı.

Bunca zaman, her şeyi bildiğimizi sanmamıza rağmen, çoğu zaman da yanıldığımızı kendi kendimize itiraf edebilsek..

Keşke kapıları biraz da aralamayı öğrenebilsek..

“Haklıymışsın ya! Ben yanılmışım valla” diyebilsek ..

Ne kaybederiz ki? 

Kim bilir, bu önyargılarımız yüzünden hangi fırsatları kaçırdık ya da kaç kere “Keşke..” deyip de pişman olduk.

Bir önyargı, kim bilir kaç kapının, kaç kısmetin kapanmasına neden oldu..

Belki en iyi dostumuz olacak insanı, sırf dış görünüşünden dolayı istemedik. Sırtımızı döndük. Daha kendisini tanıyamadan, önyargısıyla tanışıp, yanlış kararlar verdik. Kaybettik.

Belki hayatımızın işini yapacaktık, “Tutmaz!” “Olmaz!” deyip de vazgeçtik. Belki de geleceğimizi, işte tam da orada şekillendirdik …

Aslında biraz esnek düşünmeye başladığımızda, ya “Hiç de öyle biri değilmiş” ya da “…öyle düşünüyordum, ondan nefret ediyordum ama konuştukça sevdim” dediğimiz pek çok insan da girmiştir hayatımıza. İşte mesele de bu herhalde.

Sans vermek ya da vermemek.

Einstein, “İnsanların önyargılarını yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur” derken bunu kastetmiş olsa gerek.

einstein

Zihnimizi değiştirmediğimiz müddetçe, önyargılardan kurtulmak gerçekten de çok zor.

 

Hani o sürekli görüp de, “Ay, şu da ne kadar suratsız biri!” dediğin o kız var ya mesela, aslında O, çok içten biri. Sadece çok disiplinli bir ailede büyüdü ve hayatta var olabilmesi için hep ciddi durması gerektiğini öğrendi.

Ya da öfkeli görüp de konuşmaktan çekindiğin o adam, O da annesini çok küçük yaşta kaybetti, sevgi göremedi.. Öfkesi ondan. Aslında sevip de bir adım gitsen O’na, sıcacık bir kalbi olduğunu anlayacaksın zamanla..

Ya da hiç dışarı çıkmadığı için “İnsan sevmiyor bu” diye hüküm verdiğin o kız. Biliyor musun, kendisi epilepsi hastası! Bayılmaktan korktuğu için dışarı çıkmaya da çekiniyor.

Şu çok geveze kadın mesela, aslında ne kadar da yalnız. Sadece konuşarak yalnızlığını gölgelediğini düşünüyor.

Ya “Üniversiteyi bile bitirememiş.” diye küçümsediğin o genç.. Ailesi de doğru yönlendiremedi onu, hatta maddi zorluklar nedeniyle bırakmak zorunda kaldı okulunu..

Haberin var mıydı? Biliyor muydun?

Önyargı

Önyargıyla hareket ettiğin o insanların, hepsinin ardında aslında bambaşka hayatlar var.

Çünkü sen de gayet iyi biliyorsun ki, hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değil.

önyargi-

Hatasız kul olmaz misali, önyargısız insan da olmaz maalesef.

Ama eğer bunun farkında olup da kendinizi değiştirmeye gönüllü bir insansanız, siz hakikaten güzel bir insansınız.

Ne dersiniz? 

Bugünden itibaren önyargılarımızı, atom kadar küçültüp parçalamaya var mısınız? 

Önyargı” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.