REKLAM

Reklamlar

Reklamın iyisi, kötüsü vardır!

Reklamlar, neredeyse hayatımızın her yerinde..

Televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, radyolarda…

Biz istesek de istemesek de, bilinçaltımıza bir şekilde yerleşiyor bu reklamlar. O yüzden gittiğimiz herhangi bir yerde, reklamlardaki o ürünü gördüğümüzde, istemsizce de olsa o nesneye ilgi duyuyoruz. En azından, bir göz ucuyla inceleyip geçiyoruz.

Bazen ihtiyacımız olduğu için, bazen değişik gelip ilgimizi çektiği için, bazen de güzel görünmek ve iyi hissetmek için reklamları aracı yapıp da alıyoruz onları, belki de hiç ihtiyacımız olmadığı halde kendimize. Yani bir şeyi almak için, sadece etkilenmek yeterli oluyor bizim için.

Ama reklamına aldanarak aldığımız, alınca da hayal kırıklığına uğradığımız ürünler, alıp da beğendiğimiz ürünlere oranla daha fazladır herhalde.

Çünkü genelde, reklamında allanıp pullanıp da, mucizevi gibi görünen o ürünü elimize aldığımızda, onun reklamdaki gibi olmadığını anlarız. 

Diş macunu reklamları mesela. Tek fırçalamayla bembeyaz dişlere sahip olma düşüncesi her ne kadar cazip gelse de bize, gerçekte o macunun tamamını da bitirsek dişlerimizi inci gibi yapamayız.

Valla ben, neredeyse bütün diş macunlarını denedim, ama hala sarı dişlerim..

Hele, o çamaşır yumuşatıcıları ve deterjanları..

Hepsini aynı umut ve beklentiyle alırız. Amacımız bellidir; tertemiz beyazlar, yumuşacık, mis kokulu renkliler.

En çok da, havlularımız yumuşacık olsun, mis gibi koksun isteriz. Bu yüzden de denemediğimiz yumuşatıcı kalmamıştır. Her ne kadar, yıkadığımız havluları üst üste dizdiğimizde, havada uçuşan türlü türlü çiçekleri görmeyi beklemesek de, çiçek kokularını duymak isteriz. Çünkü, onu bu yüzden alırız.

 

Havlu

Ama nerde?..Her seferinde hüsrana uğrarız.

Eve geldiğimizde, reklamlarda en zor lekeleri(çimen,mürekkep,ketçap) bile çıkartan o mucizevi deterjanın, yerini yemek lekesini bile çıkartamamış, vasat, toz bir deterjana bıraktığını görürüz.

Halbuki biz sadece, düşük ısılarda bile etkili olan, çamaşırın içine derinlemesine işleyen ve lekeleri söküp atan o deterjanı istemiştik. Çok şey mi istedik!

En nihayetinde, noter huzurunda onaylanmış, ama bizce onaylanamamış deterjanla baş başa kaldığımızda, yine medeti çamaşır suyunda ararız.

lavabo

Ya lavabolara döktüğümüz o kireç sökücüler.. Su damlası izi olmayan ve ışıldayan musluklar neden ben yapınca olmuyor diye kendi kendimizi sorgulamaya başlarız her defasında. Reklamlarda, sadece bezle silinmesi yeterliydi oysa.

Kakao ve sütün havada çarpışmasıyla oluşan sütlü çikolata reklamları.. Sizi de unutmadım..

 

Çikolata reklamı

 

 Bir kere  herşeyden önce reklamlardaki gibi aynı süt oranını içermiyor ne yazık ki, o çok sevdiğim çikolatalar. İçeriğinde yer alan soya ve glukoz  gibi katkı gıdaları da cabası..

Tamamen doğal olduğu iddia edilen meyve sularını, ya da meyveli yoğurtları hiç saymıyorum. Hepsinin etiketi, kimyasal madde kodlarıyla dolu.

Ama beni en çok hayal kırıklığına uğratansa, kesinlikle şampuan reklamlarıdır.

şampuan reklamı

şampuan reklamı

Şampuan reklamları, genellikle kadınlara yönelik olur. Çünkü reklamcıların terimiyle bu sektörün pazarını, kadınlar oluşturur. Herhalde bunun tek istisnası da kepek şampuanlarıdır.

Erkekler, şampuanların keratinli veya onarıcı-koruyucu içerikli olmasını ya da düz saça mı yoksa dalgalı saça mı uygun olmalı  gibi bizim için son derece mühim olan konuları hiç önemsemezler. Hatta bilmezler. Onlar için, saçlar yıkansın yeter!

Ama kadınlar çok önem verirler. Keratini, argan ve benzeri bitkisel yağları, dolayısıyla organik şampuanların da hepsini çok iyi bilirler. Kozmetik dükkanlarında genelde, bu özel yapılmış şampuanları aramakla meşguldürler.

Şampuan, kadın için önemlidir. Çünkü, saçların güzel oldu mu aynalarla da barışık olursun.

Bu yüzden midir bilinmez, ama kadınlar şampuanlara çok önem atfedip, onlardan da çok şey beklerler.

Her şeyden önce, saçlarını dökmemesini, dolgun göstermesini, saçlarının canlı ve parlak kalmasını isterler.

Doğruya doğru şimdi, kim saçlarının reklamlardaki gibi ahenkle dans etmesini istemez ki?

İşte, bu yüzden çok şey umuyoruz  çok…

Belki de, böyle büyük beklentilere girdiğimiz için de, hayal kırıklıklarımız da bir o kadar büyük oluyor.

Hiçbir şampuanın bakımsız saçları bir anda parlatmadığını, saçın büyük ölçüde dışarıdan değil de içerden beslendiğini, dolayısıyla saçın sağlıklı olmasının yediklerimizin ve içtiklerimizin kalitesiyle ilgili olduğunu uzmanlar söylüyor..

Aslında bunları biz de biliriz de, yine de bir umut işte, denemeye devam ederiz.

Deneye deneye herhalde, en sonunda en başa dönüp, çareyi şimdilerde organik sabun diye isimlendirdiğimiz bitkisel içerikli sabunlarda bulacağız.

Ne dersiniz, saçlarımızın umudu sabunda olabilir mi acaba?

Hatta bakın Bıttım Sabunu varmış! Saç dökülmesine ve kepeğe de iyi geliyormuş.

Belki, buna pek aldırış etmediniz şimdi.

Ama reklamı olsa, kesin bunu da alırdınız de mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.