Takintili kişiliğimiz

Takıntılı Kişiliğimiz

           Ah şu takıntılarımız! Aklımıza durduk yerde gelen, saçma olduğunu bilmemize rağmen yine de tekrar tekrar yapmaktan veya düşünmekten kendimizi alıkoyamadığımız hastalığımız. Yani takıntılı kişiliğimiz..
       Adı gibi, bir şeye taktık mı takarız bir kere! Kafamız bir yere kilitlenir. O saatten sonra artık ne deseler boş.
       Her birimizin farklı takıntıları vardır. Ama illaki vardır. Evden çıkmadan önce ocağı kapadım mı kapamadım mı? Arabayı kilitledim mi kilitlemedim mi? Ütünün fişini çektim mi çekmedim mi? diye kendine bir kere bile sormayan,var mıdır?  Bu yüzden kim bilir kaç kişi yarı yoldan dönmüştür “Ya yapmadıysam?” diye. Çünkü takmıştır bir kere.
       Fark etmeyiz ama günlük hayatta çoğu zaman takılırız bir şeylere. Bazılarında temizlik takıntısı vardır mesela. Öyle ki elinde olmadan hep kirleneceğini düşünüp, el sıkışmaktan, dışarıdaki tuvaletleri kullanmaktan, paraya ya da  kapı kulplarına dokunmaktan kaçınır. Bu işlerden birini yaptığı zaman da mikrop kaptığını sanıp ellerini defalarca yıkar.
      Bazılarında simetri hastalığı vardır. Evdeki eşyaların düzgün durmasından tutun da duvardaki tablonun simetrik durmasına kadar ciddi anlamda bir düzen kaygısı yaşarlar. Düzen takıntısı yüzünden dolabındaki kıyafetleri sırayla, ya da ilk yıkanandan son yıkanana doğru giyenler bile vardır. Teoman’ın şarkısı gibi, çizgilere basmadan yürümeye çalışan insanlar vardır hatta.
      Takıntılar evhamla birleşince hastalık derecesine ulaşır ki bu da bazılarımızda hastalık takıntısı olduğunun göstergesidir. Onlar kendilerini sürekli hasta hissederler. Ya da en ufak bir şeyde kendilerini devasız bir hastalığın pençesinde olduğu sanıp, hastane hastane gezerler. Tahlil, check-up artık ne varsa yaptırırlar. Sonuçlardan bir şey çıkmaz. Ama onların ki anlık bir rahatlamadır. Çünkü hastalık düşüncesi zihinlerinden gitmez.
      Bazen de çocuklarımızı kafaya takarız. “Yemek yemiş midir acaba?” “Üşümüş müdür?” “Sağ salim gitmiş midir?” “Telefonunu açmıyor kesin başına bir şey geldi!” gibi. Ben de kızım bebekken uyuduğunda nefes alıp veriyor mu diye sürekli kontrol ederdim. Nefes aldığını görünce rahatlardım. Artık nasıl bir takıntının içine düşmüşsem! Çıkamadım işin içinden. Hala yapamıyorum O’nu düşünmeden.
      Olmadık şeyleri işte böyle sorun ederiz kendimize. Çünkü kafamızı rahat bırakmaz vesveseler, içimizi kemirir durur. Artık günlük hayatımızın da bir parçası olduğunu düşündüğüm bu takıntılardan bir çırpıda kurtulmak kolay olmuyor ne yazık ki. En olmadık yerde ve zamanda karşımıza çıkarlar çünkü. Bazen otobüste ya da metroda inecek düğmesi yandığı halde defalarca düğmeye basarak, bazen de araba kullanırken “Ya şimdi park yeri bulamazsam?” diyerek buluruz kendimizi.
      Aklımıza şu an gelip de yerinde olmayan o eşya mesela. “Ya, oraya koymuştum! Duruyordu orda!” der, bulana kadar da rahat edemeyiz.
      En kötüsü de olur olmadık şeylerin tam da uyumak üzereyken aklımıza gelmiş olmasıdır. Bilmem kaç sene öncesinde kalan mazi, durduk yere nerden geldiyse ha boyuna kurcalar insanın aklını. Kurcaladıkça da uyku kaçar tabi. Uyuyamayız bir daha. Olmayan şeylere, olacakmış gibi senaryolar yazarız.  
     Geçmişteki bir konuya takılıp kalır, bir adım öteye gidemeyiz. “Öyle yapsaydım, her şey daha mı başka olurdu?” “Niye orda onu söyleyemedim?” gibi pişmanlıklar da eklendi mi artık sabaha kadar bitiririz kendimizi.
     Başta da söylediğim gibi aslında takıntılı davrandığımızın farkındayızdır ama yine de kendimize söz geçiremeyiz. Karşı konulmaz bir güçle düşüncelerimiz, aynı davranışlara bizi devamlı iter. Zihnimiz onları yapmak zorunda olduğumuzu bir şekilde hissettirir bize.
     Kendimizden şüphe ettirir. Emin olabilmek için ocağı defalarca açıp kapatırız, ve nihayetinde ocağın kapalı olduğuna kendimizi tamamen inandırırız.  İnanmamız için illaki pek çok sefer denememiz gerekir yani.
     Takıntılardan kurtulmanın yolu onları umursamamakmış. Zihni bir şeylerle meşgul ederek kuruntulardan kurtulmakmış.
     Ama nasıl? Bir kere çok zor ki!
     Mesela ben, şimdi bu yazıyı beğenip beğenmediğinizi kafama takmadan edemem ki! 🙂

 

Takıntılı Kişiliğimiz” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.