Türkü

Türküleri sevmek

Bir türkü tutturmuşuz gidiyoruz..

Bu yazdıklarımı türkü sevenlerin daha iyi anlayacağını düşünüyorum. Zira ne zaman bir türkü duyulsa insanın böğrüne böğrüne vuran o sızıyı, ancak türkü sevenler ve türküyü hissedenler anlayabilir.

Türküyü bu kadar anlamlı kılan, belki de her türkünün bir hikayesinin olmasıdır. O hikayeler, o kadar güzel düşmüş ki dizelere, ne zaman dinlesek bizim de içimizden bir şeyler kopuyor. Her seferinde o anki duygu durumumuza göre aynı türkü bizde bambaşka hisler uyandırıyor.

Bütün sözler bir araya gelmiş de, insanın acısı, sevgisi, hüznü, kederi türkülere hapsolmuş sanki.

Türkü

Türkü sözcüğü, “Türk’le ilgili”, “Türk’e özgü” anlamına geliyormuş. Sözlükte, türkünün, Türk adının sonuna –i ekinin getirilmesiyle ortaya çıktığı yazılmış. “Türk’ün –i hali” denilebilinir diye de eklenmiş sonrasında..

Ama bana göre türkü, insanın mağrur, saf, iyi niyetli halidir.

Uzaklardaki sevdiklerinden haber alabilmek için(kara haber de olsa )sabırla kara treni bekleyenlerin, değmen benim gamlı yaslı gönlüme diyerek selvi boylu yarinden ayrılanların, aşkı kağıda yazamayanların, benim derdim bana yeter bir dert de sen katma bülbül deyip de derdini sinesine çekenlerin, gidip de dönmeyenlerin, sevip de kavuşamayanların, sevgiyi yüze dökülmüş zülüfde bile bulabilenlerin o naif halidir türkü, bence.

Eskiden bir mendil ya da bir mektup yetermiş sevenlere. Zaten o zaman sevgilerin adı da sevdaymış. Kara sevda varmış mesela. Mecnun olunurmuş Leyla’ya.. Leyla uğruna ölünürmüş hatta.

Kimi dalgaya, kimi buluta, kimi rüzgara, kimi de dağlara anlatmış derdini.

Yüreğinden çıkan dizelerle, derman aramış kendine.

Lambada titreyen alev üşür mü?

“Sevdiğini görüp, için titriyorsa ama yanında da yoksa, o lambadaki alev de üşür benim içim gibi.” demiş derdini ateşe anlatan. 

Bazen de küsmüş rüzgara, o zalim poyraza..

 

Türkü

Türküler de insanlar gibi farklıdır. Aynı hisleri başka başka yaşatırlar insana. Bazen inceden bir kemençe sesi sızlatır içinizi, bazen de Ege’nin zeybekleri, hoplatır yüreğinizi.

Bir türkü dinlersin, gözlerin dalar bakarsın uzaklara.

Hislerine tercüman olur, eşlik edersin sen de gönlünden.

Belki de bu yüzden yanık oluyor türküler, söyleyenin dilinden.

O an özlersin memleketini, belki gençliğini, belki de sevdiklerini..

Boğazın düğümlenir, hatırlarsın eskileri..

“Dünya döner, mevsim döner, yar dönmez” diye geri dönmeyenlere de hayıflanırsın içten içe..

Bir türküdeki acıyı ya da sevinci hissedebilmek için, o türkünün sözlerini ya da hikayesini bilmek gerekmez zaten.

Belki hiçbirimizin sevdiği İstanbul’u mesken tutmamıştır ama yine de içimize işler kalanın gidene hasreti, sitemi..Öyle hisli söylemiş ki, yıllar geçmiş ama biz hala hissedebiliyoruz o elemi.

 

Türkü

Türküler insanın özüdür. Kimliğidir. Atası, memleketi, geçmişidir.

Tuna Nehri’nin neden akmam dediğini anlamamızın nedeni de işte budur.

Bu toprakta varoluşumuzdur.

O hasretlerin, o özlemlerin hamurumuzda oluşudur.

Artık kara tren mektup getirmiyor. Annemize duyduğumuz özlem de uçan kuşlara malum olmuyor.

Ama dilimizde, hep bir türkü var ve o da bizi hep alıp alıp uzaklara götürüyor.

Çünkü ne yaparsak yapalım, içimizdeki türküler ölmüyor.

Türküleri sevmek” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.