Üşenmek

Üşengeç İnsan

Üşenmeden yaşamak mümkün mü?

Yapılacak onlarca iş olmasına rağmen, kılımızı bile kıpırdatmaya mecalimizin olmadığı günlerimiz çok olmuştur.

Öyle zamanlarda içimizden hiçbir şey yapmak gelmez. Üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş gibidir.

Yapılacak iş hayal edildikçe gözde büyür, gözde büyüdükçe de işten iyice korkulur. O işi, yapmak lazımdır ama nasıl?

Üşengeç

Böyle zamanlarda “Yarın yaparım.” diye ertelediğimiz işler genelde bir sonraki güne, bir sonraki günde bir başka bahane ile diğer güne sarkar.

Küçük şeyleri yapmak bile bizim için zor bir hale gelir. Çünkü her şeye üşeniriz. Yemek yapmaya, bulaşık yıkamaya, evi temizlemeye..

Mutfağa gitmek zor geldiği için, su içmeye üşeniriz mesela. Susuzluk canımıza tak edene kadar da bu şekilde kalabiliriz hatta.

Gittikçe  tüketim toplumu olmaya başladığımız için, herşeyin kendiliğinden olmasını beklemek bu çağın en temel sorunu oldu galiba. Hazır gıdalara ve paketli yiyeceklere ya da oturduğumuz yerden her işimizin görülmesine o kadar alıştık ki, üşengeç hallerimiz de bütün bunların beraberinde sanki kaçınılmaz olarak geldi.

Üşengeç insan, en basit tanımıyla, eskilerin de  dediği gibi, “İş olduğunu bilseymiş, dünyaya gelmeyecek insan.”dır.

Üşengeç bir insansanız,

Üşengeçliğin ileri seviyelerinde, tembelliğin de zirvesine çıkmışsınız demektir..

Öyle ki, perdeleri açmaya üşendiğiniz için karanlıkta oturursunuz.

Buzdolabından çıkardığınız yemeği ısıtmak zor geldiği için, soğuk yersiniz.

Yatağa yatmaya üşendiğiniz için televizyon seyrederken uyuyup kaldığınız koltukta sabaha kadar kıvrılır yatarsınız.

Üşengeçlikte anlık duygu değişimleri, isteksizliği de beraberinde getirir.

Akşam eve gelirken canınız bir şeyler çeker, markete uğrarsınız, yemeklik bir şeyler alırsınız. Eve gelirsiniz, önce koyarsınız poşetleri, üzerinizi değiştirmeye gidersiniz..

Ama sonrasında her şey değişir. Tekrar mutfağa geldiğinizde bir malzemelere bir de kendinize bakıp, “Aman boşver ya, kim uğraşacak bunlarla uzun uzadıya.” dersiniz. “Yemesem de olur.” deyip, buzdolabından alırsınız peyniri, koyarsınız ekmeğinizin arasına..

Sonra da “Tamam, doydum işte! Gerek yokmuş demek.” dersiniz..

Allah bereket versin..

Üşengeçlik, çoğu zaman iki şeyden birini tercih etmektir.

Evden dışarı çıkayım mı? Çıkmayayım mı? ikileminde, bir yanınız “Gidelim!” der, diğer yanınız “Otur işte evinde, ne işin var oralarda!” der ve siz  oturmayı tercih edersiniz.

Üşenmek

Televizyon seyrederken kanalı değiştirmek için diğer koltuktaki kumandaya uzanayım mı? Uzanmayayım mı? ikileminde ise, uzanmaya üşendiğiniz için aynı kanalı izlemeye devam edersiniz.

Sayet kumanda, oturduğunuz koltuğun uç tarafındaysa şanslısınızdır. Onu alabilmek için koltuğun örtüsünü çeşitli açılardan kendinize doğru çekip, ayağınızla da yaklaştırdınız mı zafer sizindir. Artık kanalı değiştirebilirsiniz..

Üşengeçlik

 

Yürüyerek mi gitsem, yoksa arabayla mı gitsem ikileminde, elbette yürümek çok zor geldiği için arabayla gitmeyi tercih edersiniz.

“Kim yürüyecek şimdi oraya kadar?” “Oraya kadar yürünür mü be!” deyip de arabayla gitmenin gerekliliğine kendinizi inandırırsınız bir şekilde.

Üşengeçlik aynı zamanda, uyanık olmayı gerektirir.

Öyle ki, öncesinde gözünüze kestirdiğiniz kişinin çayları tazelemeye yeltenmesiyle birlikte, bir dikişte çayınızı bitirirsiniz . Ne mutlu size! O çayı, getiren, yine siz değilsiniz.

Üşengeçlik, aynı zamanda boşvermişliktir.

Bazen karşımızdakine laf anlatmaya o kadar üşeniriz ki, bu yüzden de susarız. Onun dediklerini kabul etmiş gibi yaparız. Aslında tartışmaya mecalimiz yoktur. Bu yüzden de bıkkın ve yılgın bir ifade takınırız.

Üşengeçlik, yaptığın hatalardan ders aldığını zannedip de aslında hiç almamış olmaktır. Aynı hatayı tekrar tekrar yapıyor olmak demektir.

‘Dersi, yarın çalışırım’ dersiniz. Bir sonraki gün, ‘Daha zamanı var!’ dersiniz. Ertesi gün, ‘şimdiye kadar bir şey olmadıysa, bir gün daha bekleyebilir’ dersiniz…

 

üşengeçolmak

Sonra yumurta kapıya dayanınca da, o dersi bir güzel yaparsınız. “Bundan sonra her şeyi günü gününe yapacağım.” diye sözverirsiniz.. Ama öğrenci hali işte unutur gidersiniz..

Üşengeçlik, “Simdilik bir dursun bakalım”, “Yarın bakarız.”. , “Tamam, hallederiz sonra”, gibi cümlelerle birleşince, sizin işleriniz de erteleme sürecine girer.

Pasaklılık, üşengeçliğin bir üst seviyesidir.

“Şimdi yatayım, yarın sabah kalkınca toplarım” dersiniz ama içten içe o odayı sabahta toplamayacağınızı gayet iyi bilirsiniz..

‘Dursun şimdi’, ‘Yarın toplarım evi’,’Acelesi yok ya!’, ‘Gün be gün yaparım, ne gerek var ya!’, ‘Simdi, kim uğraşsın bununla!’… dedikçe de pasaklılığa doğru her gün biraz daha yaklaşırsınız.

Üşengeçlik, bir işi eninde sonunda senin yapacağını anlaman demektir.

Şehir dışından gelince, bavulun fermuarını açıp öylece bakarsınız. Baktıkça da bunları nasıl toplayacağım diye iç geçirirsiniz. Şu bavulu toplaması bir dert, boşaltması bir dert diye kendi kendine söylenirsiniz. Ama neyazık ki, o bavulu toplayan yine sizsiniz..

Bu yüzdendir ki, üşengeçliğin son safhasıdır teslimiyet..

Ya da yine boşverirsin, amaaaan… dersin  işte,

üşen – geç 😉

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.